Hülya Koçyiğit’le Söyleşi / 2017

(Bu söyleşi, İstanbul Anadolu Adliyesi Dergisi’nde yer almıştır.)

Türk sinemasının ilk kez uluslararası düzeyde büyük bir ödüle layık görüldüğü filmde, çok genç yaşta başrol oynadınız. Susuz Yaz’ın sizde ayrı bir yeri olmalı… Buna dair neler söylemek istersiniz? Tecrübeli rol arkadaşlarınızın ve yönetmen Metin Erksan’ın o filmdeki başarınıza katkısı ne düzeydedir?

Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülünü kazanarak, Türkiye’ye sinema tarihinde ilk uluslararası başarıyı getiren bir yapımdır Susuz Yaz, benim de ilk filmimdir. Hem ilk filmim olması hem de büyük başarı sağlaması sebebiyle bende apayrı bir yeri var. Tabii ki bu başarının ardından seyircinin beklentisi, dolayısıyla da sorumluluklarım arttı.

Susuz Yaz ilk filmim, evet ama Metin Erksan da en büyük şansım diyebilirim. Sevgili Metin Erksan’ı tanıma fırsatını bu filmle yakaladım. Çok çok güçlü bir yönetmen, bir usta. Sinemadaki ilk hocam, mesleğimi bana öğreten, sevdiren, beni fazlasıyla düşündüren, onunla geçirdiğim her vakitte dünyayı başka bir gözle görmemi sağlayan kişidir Metin Erksan… Erksan’ın bir dahi olduğunu bilir, ona hep hürmet ederdim.

İlk filmimde, sinema tecrübesi olan çok değerli Erol Taş ile oynamamın da setlere alışmam açısından büyük bir etkisi oldu.

Türk sinemasının 100. yılında, Susuz Yaz çekileli 50 yıl olmuştu. Halk tarafından yapılan oylama sonucu “yüzyılın filmi” seçildi. Bundan ayrı bir onur duydum. Gerçek bir sanat eseri üretebilirseniz o sonsuza kadar yaşayacak demektir.

Uzun süredir herhangi bir filmde rol almadınız. Televizyon programlarında da sizi göremiyoruz. Bunun özel bir sebebi, kariyerinizi noktalama yönünde bir kararınız mı var? İleride herhangi bir projede sizi görebilecek miyiz?

Ben mesleğine âşık bir insanım. Sadece çok seçici olduğumu söyleyebilirim. “Hadi artık bu kadar yeter!” diyebilecek bir insan değilim. Yer alacağım projenin A’dan Z’ye her yönüyle çok güçlü olması gerekiyor benim için. Senaryosundan yönetmenine, oyuncularından teknik ekibine, yani bir bütüne inanmam lazım. Böyle bir proje geldiğinde keyifle ekranlarda olacağım elbette…

Televizyon programlarına gelince… Ekranlarda elle tutulur çok az program görüyoruz. Sabah ve öğle kuşaklarından bahsetmek dahi istemiyorum açıkçası…

Bizim gerçekten yüreklere umut veren, insanları kötülükler yerine iyiliklerle cesaretlendirecek çok keyifli bir program projemiz vardı. Çok olumlu etkileri olacak bir programdı. Ne yazık ki reyting kaygısı yüzünden hiçbir kanalı ilgilendirmedi.

Türk sinemasının bugün geldiği noktayı sizlerin sıklıkla filmlerde rol aldığı döneme kıyasla yorumlar mısınız? Sinemamız doğru yolda mı?

Kesinlikle çok doğru yolda! Gerek teknik gerekse diğer her türlü şartı ele aldığımızda, iki dönem arasında çok büyük bir yükseliş olduğunu söyleyebiliriz. Ciddi anlamda sponsor desteği alınabiliyor artık mesela… Açılan onlarca sinema okulu da çıtanın yükseldiğinin bariz bir kanıtıdır. Pırıl pırıl, atik, cesaretli gençlerimizi ve başarılarını görmek beni çok mutlu ediyor.

Bugünkü sinemamız, çağdaş dünyanın örnekleriyle yarışma içinde… Sesini dünya sinema izleyicisine ulaştırabiliyor ve uluslararası yarışmalarda ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Fakat bu seçkin örnekleri Türk sinema izleyicisine ulaştırmakta bazı eksiklerimiz var sanırım.

Yakın zaman içinde muhtelif projelerde birlikte rol aldığınız çok sayıda kıymetli sanatçı arkadaşınız aramızdan ayrıldı. Hepimizin hayatında yer edinen sinema emekçilerinden önemli bir kısmının ekonomik açıdan mağdur ve unutulmuş vaziyette hayata veda ettiğine dair haberler yapılıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Öncelikle, hepsi birbirinden değerli arkadaşlarımı tek tek sevgi ve özlemle anıyorum.

Eskiden bu tür haberlerle çok sık karşılaşıyorduk, evet. Ama uzun zaman önce sinema emekçileri sosyal sigorta kapsamına alındı ve emeklilik haklarını elde ettiler. Yaşı geçmiş olanların borçlarını devlet karşıladı ve emekli oldular. Bunlar olumlu gelişmeler…

Sinemaya dair “en” sevdiklerinizi sormak istiyorum. En sevdiğiniz filminizle başlayalım?

200 filmin hangisini diğerlerinden ayırabilirim ki…

En sevdiğiniz erkek sinema oyuncusu?

Al Pacino…

Kadın?

Ingrid Bergman…

En sevdiğiniz yönetmen?

William Wyler…

Gündeme ilişkin yorumlarınızı da almak isteriz. Türkiye yine zor dönemlerden geçiyor. Bölgemizde uluslararası çatışmalar var. Böyle bir dönemden hasarsız çıkabilmek için milletimizin kendi arasında ayrışmaya fırsat vermemesi, birlik/beraberlik ruhuyla hareket etmesi gerekiyor. 7’den 70’e herkesin sevgisini kazanmış bir sanatçımız olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben Kuzguncuk’ta, camilerin, kiliselerin, sinagogların beraber olduğu bir mahallede, farklı dinler, diller, inançlar ve farklı renkleri taşıyan insanlarla beraber, herhangi bir ayrım yapılmaksızın iç içe, sevgiyle büyüdüm.

Nasıl bu kadar sevgisiz, saygısız, bencil bir insan tipi ortaya çıktı, ötekileştirme gibi duygular ağır basmaya başladı? Hangi ara? Gerçekten bu sevgisizlikten, saygısızlıktan, toplum olarak ülkemiz adına birlikte hareket edememekten, kutuplaşmalardan, sen-ben kavgalarından dolayı acı çekiyorum…

Evet, bütün dünya şiddete yöneldi ama bu dünyada güzel şeyler de oluyor. İyi şeyleri görmeye ihtiyacımız var.

Bu söyleşinin yer alacağı yayın, Türkiye’de faaliyet gösteren tüm adli makamlara dağıtılmaktadır. Hâkim ve savcılarımıza bir mesajınız var mı?

Bugüne kadarki uygulamada yürekten alkışladığımız hâkimlerimiz olduğu kadar, henüz bu anlayışa gelememiş olan hâkimler olduğunu da görüyoruz.

Yargıçlarımız, özellikle şiddete, cinsel tacize maruz kalan kadınlarımız ve küçük yaştaki çocuklarımız ile küçük yaşlarda evlendirilen kızlarımızla ve yine toplum vicdanını sızlatan her türlü vakayla ilgili karar verirlerken bir kez daha düşünmeliler. Onları mağdur etmemelerini, suçluları en ağır şekilde cezalandırmalarını diliyorum. Bir de, iyi hal indirimi uygulamasının da yersiz kullanılmaması, hatta kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.

Türk adaletine güveniyorum. Sevgilerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.