Türk Çekirge Hukuku

Başlık, ilk bakışta birçok okura tuhaf gelecek ama bu tarihi bir gerçek… Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin henüz kurulduğu yıllarda topraklarımızın geride büyük hasarlar bırakan çekirge istilalarına maruz kalması sebebiyle devlet, bu felakete karşı muhtelif tedbirler almıştır. Bu tedbirlere esas olup günümüzde yürürlükte bulunmayan o yasal düzenlemelerin sıklığı ve çokluğu, Türk hukuku açısından bir çekirge mevzuatından bahsetmeye yetecek ölçüdedir.

20. yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarında ortaya çıkan çekirge istilasının zirai mahsul üzerinde ağır tahribata sebep olması üzerine devlet tarafından çözüm yolları araştırılmış ve nihayet 14 Kasım 1912 tarihinde Çekirgenin İtlafı Hakkında Kanun-ı Muvakkat adlı düzenleme yürürlüğe sokulmuştur.

Bu kanunda, istilaya maruz kalmamış yerlerde çekirgenin görülmesi ya da yumurta bıraktığının tespit edilmesi halinde durumun muhtarlar, ihtiyar meclisleri, ahali ve aşiret reislerince derhal yerel idareye bildirilip yer gösterileceğine, köy sakinlerinin köy sınırları dâhilindeki çekirge yumurtası gömülü araziyi kendi çiftleriyle ücretsiz olarak sürüp veya kazıp yumurtaları meydana çıkararak toplamaya ve kurulan komisyonlarca belirlenen miktarda yumurtayı depolara teslim etmeye mecbur olduklarına, yumurta sayısının çokluğu halinde yardım için üç saatlik mesafedeki civar köylerden mükellefler sevk edileceğine ve ayrıca ihbar ya da çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin cezalandırılacaklarına hükmedilmiştir. Kanuna 25 Ekim 1913 tarihinde eklenen madde uyarınca da mükellef ahaliye toplamakla yükümlü olduğu çekirge yumurtasının fazlası için ücret ödenmesi öngörülmüştür.

Bu kanun, 1916 yılı bahar mevsimine kadar uygulanmış, sonradan eklenen hükümlerin de birleştirilmesiyle 1916 yılı Mart ayında Çekirge Kanunu başlığı altında yeniden ilan edilip 1926 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Çekirge istilalarıyla mücadele amacıyla Osmanlı döneminde yürürlüğe konulup Cumhuriyet döneminde de uygulamasına devam olunan mevzuat, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 26 Mayıs 1926 tarihinde kabul edilip 16 Haziran 1926 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 858 no.lu Çekirge Kanunu ile yürürlükten kalkmıştır.

Osmanlı döneminde yürürlükte olan mevzuat hükümleriyle birçok açıdan benzerlik gösteren bu kanun uyarınca 15 yaşını doldurmuş vatandaşlar, kendi bölgelerinde çekirge tohumu gömülü olan alanları ücretsiz olarak kendi çiftleriyle sürüp çekirge kurtçuklarını itlaf etmeye ve itlaf gereçlerini de kendi araçlarıyla ilgili mahallere nakletmeye mecbur tutulmuşlardır.

Kanunda 9 Mayıs 1928 tarihinde yapılan değişikle birlikte bu mükellefiyet, -Yol Mükellefiyeti Kanunu uyarınca- yol yapım çalışmalarına katılma zarureti bulunan vatandaşlara münhasır kılınmış ve ayrıca mükellefiyet kapsamına süne adlı haşerenin itlafı da dâhil edilmiştir.

Çekirge Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 15 Mayıs 1957 tarihinde kabul edilip 24 Mayıs 1957 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu ile yürürlükten kalkmıştır. Yeni kanunun 28. maddesiyle süne ve çekirge istilası halinde bölgede yaşayan 18-50 yaşındaki erkeklerin olağanüstü durumlarda işçi bulunamaması halinde 1 ay süreyle ve fakat ücretli olarak çalıştırılmaları öngörülmüş, ayrıca mükelleflere yerlerine başka birini göndererek çalıştırma seçeneği de sunulmuştur.

Bu kanunun da 11.06.2010 tarih ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 47. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığını ve artık mevzuatımızda “çekirge” kavramını barındıran özel bir yasal düzenleme kalmadığını görüyoruz.

Kaynaklar

• TBMM Arşivi

• Mehmet Ali Yıldırım, “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Osmanlı Devleti’nin Beşinci Düşmanı: Çekirgeler”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 13, No.4, (2014).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.