Mecelle

Kısa adı Mecelle olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’nin yürürlüğe konulduğu döneme kadar Osmanlı hâkimleri, fıkıh kitaplarında yazılı Hanefi mezhebi içtihatlarından ve şeyhülislamlar tarafından verilen fetvaların bulunduğu mecmualardan istifade ediyorlardı. Hanefi mezhebinde çok sayıda hukuki içtihat bulunması sebebiyle de davanın konusuna uygun ve adil hüküm verebilmek için çok yüksek derecede bilgi sahibi olmak gerekiyordu.

Tanzimat Fermanı’nın ilanından itibaren adli alanda yaşanan gelişmelerden sonra hâkimler, önlerine gelen uyuşmazlıkları çözmek üzere uygulanması gereken kurallara vâkıf olmak açısından büyük bir güçlükle karşı karşıya kaldılar. Derli toplu bir kanuna olan ihtiyaç her geçen gün daha çok artıyordu. Nitekim başta Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere kanun çalışmalarıyla ilgilenen devlet adamlarınca imzalanan “Mecelle Esbab-ı Mucibe Mazbatası” adlı belgede, adli ve hukuki sorunlar sıralandıktan sonra, böyle bir kanunun gerekliğine dair şu cümleye yer verilmişti:

İhtilaflardan azade ve yalnız en uygun görüşleri içerisine almak üzere fıkhi muamelelere dair anlaşılması kolay bir kitap yapılsa…

Mecelle’nin hazırlanmasına sebep olan hususlardan biri de Batı etkisidir. Batılı tüccarlar, Osmanlı topraklarında yaşanan ihtilafların çözümü için şer’iye mahkemelerine gitmek zorunda kalıyor, burada verilen hükümlere de razı olmuyorlardı. Ayrıca Batı’nın isteği, Osmanlı’nın İslam hukukuna dayalı bir kanuna sahip olması değil, Batı’da mevcut kanunlardan birinin iktibası yönündeydi. 1856 tarihli Paris Konferansı’nda Osmanlı’yı temsil eden Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılmasını teklif ettiğinde şu cevabı almıştı:

Sizin kanunlarınız tek taraflıdır. Yalnız Müslümanlara göre yapılmıştır. Kanunlarınızı değiştirin, biz de kapitülasyonlardan vazgeçelim.

Ortaya çıkan ihtiyacın giderilmesine ilişkin iki farklı görüş vardı: İlki Fransız Medeni Kanunu’nun (Code Civil) iktibas edilmesi, ikincisi de mevcut hükümlerin derlenmesi suretiyle yerli bir kanun yapılması.

Sonuç olarak, başını Ahmet Cevdet Paşa’nın çektiği grubun görüşü (derleme suretiyle yerli kanun yapılması) benimsenip Divan-ı Ahkâm-ı Adliye bünyesinde başkanlığını Ahmet Cevdet Paşa’nın yaptığı “Mecelle Cemiyeti” adlı bir kurul oluşturuldu. Cemiyetin 1868 yılında başlayıp sekiz yıl sürdürdüğü çalışmalar kapsamında parça parça hazırlanan hükümler yürürlüğe girdi ve böylece 1876 yılı itibarıyla 16 kitaptan oluşan 1851 maddelik Mecelle adlı kanun vücuda gelmiş oldu. Bu tarihten sonra Mecelle’deki eksiklikleri gidermek üzere yapılan çalışmalardan ise kayda değer bir sonuç alınamadı.

Mecelle’den (m. 1792 vd.) hâkimin vasıflarına dair sadeleştirilmiş birkaç hüküm:

• Hâkim, bilgin, zeki ve anlayışlı, doğru ve güvenilir, vakarlı, temkinli ve dayanıklı olmalıdır.

• Hâkim, iyiyi kötüden hakkıyla ayırmaya muktedir olmalıdır.

• Hâkim, hasımlardan hiçbirinin hediyesini kabul etmez, ziyafetine gitmez.

• Hâkim, iki tarafın husumetini adaletle çözmeye memurdur; taraflardan biri eşraftan diğeri halktan olsa bile, mahkeme zamanında tarafları oturtmak, onlarla konuşmak vb. muhakemeye özgü işlemler açısından adalet ve eşitliğe riayet etmek zorundadır.

KAYNAKÇA

Ali Himmet Berki, Mecelle, 3. Basım, İstanbul: Hikmet Yayınları, 1982.

Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku, 3. Basım, İstanbul: Arı Sanat Yayınevi, 2014.

Enver Ziya Karal, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Ankara: TTK Yayınları, 2007.

Osman Kaşıkçı, “Osmanlı Medeni Kanunu: Mecelle”, Halil İnalcık, Bülent Arı ve Selim Aslantaş (ed.), Adalet Kitabı içinde (301-330), 1. Basım, Ankara: Kadim Yayınları, 2012.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.