İfade/Basın Özgürlüğü Prensipleri Işığında Eleştiri Hakkının Sınırları

Bugün tüm modern anayasalarda yer bulan ifade özgürlüğü, bizim hukukumuzda özetle, “insanın düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla, tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkı ile resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğine sahip olduğu, her ne sebep ve amaçla olursa olsun düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, yine düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanıp suçlanamayacağı” anlamına gelmektedir. Düşünce ve haberlerin serbest iletimini, sansür yasağını, basımevi kurmanın izin ya da mali teminat şartına bağlanamayacağını öngören basın özgürlüğü de yukarıda tanımladığımız ifade özgürlüğünün bir parçası, daha doğrusu bir aracıdır.[1]

Tarihsel süreç içinde gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde yürürlüğe giren anayasal düzenlemeler ile bu düzenlemeler çerçevesinde kabul edilen kanunların zaman içinde ortaya çıkan muhtelif uyuşmazlıklar üzerinden yorumlanması suretiyle vücuda gelen ulusal ve uluslararası yargı içtihatları, bugün itibarıyla ülkemizde ve dünyada ifade özgürlüğünün sağlayacağı eleştiri sınırlarına ilişkin önemli prensiplerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Aşağıda, bu genel prensiplere yer verilmiştir:

•  İfade özgürlüğü, düşüncenin “herhangi bir şekilde” ifade edilmesini korumaktadır. Dolayısıyla düşünceyi söz, yazı, resim vb. yöntemlerle ve yine internet, televizyon, radyo, gazete, dergi vb. araçlarla açıklamak ve yaymak mümkündür. Kullanılan araçların -bu özgürlüğün korunması açısından- hiçbir önemi yoktur. Anayasa, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korumaktadır.[2] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Chorherr-Avusturya davasında, “bildiri dağıtımı” şeklinde gerçekleşen bir eylemi de ifade özgürlüğü ekseninde ele alıp incelemiştir.[3]

•  İfade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan, rahatsız edici olmayan veya ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve fikirleri değil, devlet veya halkın herhangi bir kesimi açısından saldırgan görünen, sarsıcı bir etki yaratan veya rahatsız edici olan bilgi ve fikirleri de korur.[4] Hatta ifade özgürlüğü, kamuoyuyla paylaşılan düşüncenin olgusal bir temele dayanması halinde, belli ölçüde abartmaya da izin verir.[5] Ancak gerek düşüncesini açıklayan gerekse herhangi bir düşünce açıklamasıyla hedef alınan kişi kim olursa olsun, hukuk devletinin iftirayı, hakareti, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici beyanı, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamayı, savaş kışkırtıcılığını, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye ya da nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik ifadeleri koruması, hiçbir surette mümkün değildir.[6] Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekir.[7]

•  Basın, görev ve sorumluluğunun bilincinde olarak, kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletebilir. Basının bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkı da eklidir.[8] Ancak sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür olması kadar sorumluluk bilinciyle hareket etmesi de şarttır. Basın faaliyeti kapsamında belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsa da basın özgürlüğü, aynı zamanda basın mensuplarının meslek ahlâkına saygı göstererek doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetle hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır.[9] Basın faaliyetlerinin hukuka uygunluk sınırları dâhilinde sürdürülmesi noktasında, sunulan haberin “kamu için bilgilendirici değeri” önem taşır. Kamu için bilgilendirici değer ne kadar yüksekse, basın özgürlüğü sınırları da o ölçüde genişler. Okuyucuların eğlenceden ibaret çıkarları, birey hakları karşısında hafif kalır ve korunmaya değer bulunmaz.[10]

• Hükûmet söz konusu olduğunda, müsamaha gösterilecek eleştiri sınırları bir vatandaş, hatta bir politikacı için söz konusu olduğundan çok daha geniştir. Demokratik bir sistemde hükûmetin yaptıkları veya yapmadıkları, yasama ve yargı organlarıyla beraber basın ve kamuoyunun da yakın denetimine tabidir. Ayrıca hükûmetin üstün konumu, özellikle muhaliflerin ve medyanın haksız saldırı ve eleştirilerine cevap vermek açısından başka yolların açık olduğu durumlarda, cezai kovuşturmaya başvurmaktan kaçınılmasını zorunlu kılar.[11] Politikacılara yönelen eleştirilerin hukuki sınırı da sivil vatandaşlara yönelen eleştirilerin hukuki sınırından hayli geniştir. Fakat kabaca idareye, devlete ya da hükûmete yöneltilen eleştiri bünyesinde belli bir noktaya kadar kabul görebilecek olan incitici ifadelerin -politikacı da olsa- insana karşı kullanılması, her şartta ifade özgürlüğü kapsamında korunmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında siyasi bir eleştiri olmaktan çok hakaret ve beddua tufanı niteliği taşıyan, polemik gibi görünen ve belli ölçüde dayanaksız bir kişisel saldırı içeren sözlerin -ilgili kişiler ve konuşmanın çerçevesi politik alanda yer alsa bile- siyasi tartışma içindeki bir görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğuna vurgu yapmaktadır.[12]  Aynı şekilde Yargıtay, failin Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde kendisine ait hesap aracılığıyla Cumhurbaşkanını kadın kılığında gösteren bir görsel ile bu görsel üzerinde açıklanmasında zorunluluk bulunmayan, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak incitici, küçük düşürücü ve kişinin toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette yazılar paylaşması şeklinde gerçekleşen eylemin ifade özgürlüğü kapsamında vücut bulmayıp suç teşkil ettiğine hükmetmiştir.[13]

• Bürokratların da eleştirilere karşı hoşgörülü olmaları gerekir.[14] Fakat kendilerine yöneltilen eleştiri ve suçlamalara aynı usulle cevap verme imkânına sahip olmamaları ve nihayetinde sınırları belirli bir kanuni çerçevede kamu hizmeti yürütmeleri sebebiyle, ifade özgürlüğü açısından bir politikacıyla aynı konumda değerlendirilemezler. Kamu görevlisinin görevini olması gerektiği gibi yerine getirebilmesi için kamu güvenine sahip olması gerekir ve bu da onun asılsız ithamlara karşı korunmasıyla sağlanabilir.[15] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu noktada “kamu görevlisinin korunmasının gerekliliği” ile “basın özgürlüğü veya kamuyu ilgilendiren meselelerin aleni bir şekilde tartışılmasının getirdiği yararlar” arasında bir denge gözetilmesinin zaruri olduğunu, bu dengeyi bozmayan düşünce açıklamalarının ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini vurgulamaktadır.[16] Yine ciddi bir temelden yoksun ve ağır şekilde zarar verici nitelikteki eleştiriler dışında, hâkim ve savcılar da kabul edilebilir sınırlar içinde eleştirilebilirler, şahsen de eleştiri konusu yapılabilirler.[17]

• Politikacılar ve diğer kamu görevlileri dışında, meslekleri gereği kamuya mal olmuş sanatçı, yazar, sporcu vb. toplumda sürekli göz önünde olan medyatik kişilerin de ağır eleştirilere katlanma zorunlulukları olduğu kabul edilmektedir.[18]


[1] Sulhi Dönmezer ve Köksal Bayraktar, Basın Hukuku, 5. Basım, İstanbul: Beta Yayınları, 2013, s. 20-50; Selami Turabi, İfade ve Basın Özgürlüğü, 1. Basım, Ankara: Adalet Yayınevi, 2016, s. 5.

[2] AYM (Başvuru No: 2013/3178, Karar Tarihi: 25.06.2015)

[3] Osman Doğru ve Atilla Nalbant, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), 1. Basım, Ankara: Avrupa Konseyi ve Yargıtay Başkanlığı, 2013, s. 183.

[4] AİHM (Handyside-Birleşik Krallık, 07.12.1976); Yargıtay CGK (E: 2006/9-169, K: 2006/184)

[5] AİHM (Lopes Gomes da Silva-Portekiz, 28.09.2000)

[6] Yargıtay 16. CD (E: 2016/1480, K: 2016/4444)

[7] Yargıtay CGK (E: 2007/7-28, K: 2007/34)

[8] AYM (Başvuru No: 2013/1997, Karar Tarihi: 08.04.2015)

[9] AYM (Başvuru No: 2013/1997, Karar Tarihi: 08.04.2015)

[10] AİHM (Von Hannover-Almanya, 07.02.2012)

[11] AİHM (Castells-İspanya, 23.04.1992)

[12] AİHM (Pakdemirli-Türkiye, 22.02.2005)

[13] Yargıtay 16. CD (E: 2016/1783, K: 2016/4413)

[14] Yargıtay 18. CD (E: 2015/11229, K: 2016/4496)

[15] AİHM (Janowski-Polonya, 21.01.1999); AYM (Başvuru No: 2014/5761, Karar Tarihi: 10.05.2018)

[16] AİHM (Mamere-Fransa, 07.11.2006)

[17] AYM (Başvuru No: 2013/3178, Karar Tarihi: 25.06.2015)

[18] Yargıtay CGK (E: 2007/4-65, K: 2007/70 ); Yargıtay 18. CD (E: 2018/1980, K: 2018/10729)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.